Diyarbekir zindanı dile gelir konuşursa işkencelerin sırrı çözülecektir PDF Yazdır e-Posta
Türkan K. tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Kasım 2009 15:08
Türkiye devletinin tarihi şiddetin işkencenin katliamların, Osmanlıdan beri sürekli var olduğu kanlı bir tarihtir. Bu tarih bu gelenek ,ta Osmanlından beri devam etmektedir. İşte TC devleti bu kanlı tarihin, bu geleneğin üzerine kurulmuş, bu güne kadar varlığını halklara karşı işkence ve katliamlarla sürdürmüş. İşkenceyi halklara karşı bir öç alma aracına dönüştürmüş böylece çürümüş sistemini ayakta tutmaya çalışmış.
 
Osmanlıda işkence yasalarla serbest hale getirilmiş. Örneğin hırsızlık yapan birine işkence etmek serbestmiş. Ya da halkı vergi adı altında iliklerine kadar sömürüyor vergi ödeyemeyen herkese işkence yapılırmış. Yoksul olan vergi ödeyecek koşulları olmayan köylüye, vergi memuru tarafından meydan dayağı, falaka kırbaçlama hakkı verilmiş.
 
‘’Borçlu kişi sırt üstü yatırılır boynuna bağırsaklar asıldıktan sonra eline eşeğin kuyruğu verilir bütün pozisyon alındıktan sonra sıra üzerine insan dışkısı atmaya gelir. Bir insan dışkısı bulunarak borçlunun üzerine atılır bu şekilde şehrin sokaklarında dolaştırılır, sonrada kırbaçlanarak cezasını çekmiş olurdu’’ alıntı (Osmanlının kanlı tarihi İsmail Metin.
 İşte Türkiye devleti böyle bir mirası devir almış.  İnsanlar böylesine aşağılanıyor rencide ediliyor ve bütün değerleri bu gün de olduğu gibi ayaklar altına alınıyordu.
 
Bu günde işkence bir devlet politikası olarak yapılmaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sadece farklı araçlarla uygulanmaktadır. Aradaki fark meydanlarda değil yerin kaç kilometre altında, nice kanlı ağıtların yazıldığı dipsiz, soğuk, ıslak, kanlı dev farelerin olduğu hücrelerde uygulanmasıdır. Türkiye Devleti zulüm, sömürü düzenine karşı çıkan, herkesi baskı ve işkenceyle susturmaya çalışıyor. Bu sömürü düzeni sürdükçe işkencede bir devlet politikası olarak var olacaktır.
 
Türkiye devleti özelikle 12 Eylülde halk muhalefetlinin yükselmesinden duyduğu korkuyu baskıyla, işkenceyle, katliamlarla kayıplarla bastırdı. İşkence en vahşi en iğrenç bir şekilde her yerde yüzünü gösterdi. Gözaltı süresi 15 gün iken bir aya, 90 güne çıkarıldı. jitem işkence merkezleri, seyyar işkence timleri kuruldu binlerce insan katl edildi. 12 Eylülde işkence sonucu katl edilenlerin sayısı hala tam olarak bilinmiyor. Bu ülkede yapılan işkencelerin, yaşanan acıları, binlerce cinayetin kıyımın sırını Diyarbekir zindanın duvarları bir gün dile gelir konuşurlarsa o zaman çözülecektir.
 
12 Eylülden 2000 ne kadar işkence çok çeşitli biçimlerde sürdürüldü. Ama tutuklular 2000 yılında işkencenin çok daha sistemleştirilmiş bir biçimiyle karşı karşıya kaldılar. Devletin deyimiyle beş yıldızlı otel olan F tipleriyle. Oysa F tipi zulüm etmeyi kurumlaştıran hapishane tipinin diğer bir adıydı. F tipi eşittir izolasyon işkencesi, yani tutukluları tek kişilik hücrelerde tecrit ederek yavaş yavaş öldürmekti. Dünyada bu uygulamaların yapıldığı yerlerde bu işkence biçimi ‘’beyaz ölüm’’ olarak adlandırılır. F tipleri sadece izolasyon tecritle sınırlı kalmadı taciz, copla tecavüz falakaya kadar işkencenin diğer türleri de en vahşi biçimiyle dizginsizce uygulandı ve uygulanıyor.
 
Onurun ve kişiliğin pazara çıkarıldığı bu ülkede, Tutuklular F tipi ne karşı ölüm orucuna girdiler işkencenin bu biçimine karşı direndiler. Devlet hayata dönüş adı altında direnişin 60.gününde,19 Aralık 2000 de onlarca hapishaneye saldırarak büyük bir katliam yaptı. Tutukluları diri, diri yaktı bütün gücünü kullanarak onlarca yaralı tutukluyu F tiplerine götürdü. Nazi kamplarına dönüştürülen F tiplerinde en masum, en insani talepler bile karşılanmadı. Ve tutuklular açlıkla, soğukla tecritle hastalıkla çok ağır koşullarla terbiye edilmeye çalışıldı.Dolayısıyla bir çok hastalık baş gösterdi. 9 yılda sadece hasta olan, tedavi edilmeyen 306 tutsak yaşamını yitirdi. Her gün yeni bir ölüm haberi, her gün sayısı çoğalan hastalar ve ölümler.
 
Ölümün pençesinde olan, hasta tedavi edilmeyen yüzlerce tutuklu var. Bu tutuklulardan birisi de ömür boyu hapse mahkûm edilen devrimci tutsak güler zeredir. Güler Zerenin artık gözleri görmüyor kulakları duymuyor ama hala tutsak, hala elleri ranzaya kelepçeli, hala işkencenin zulmün hükmü sürüyor. AKP iktidarı Güler Zereyi ve Güler Zerenin şahsında diğer hasta tutukluları katl etmek için faşist dayatmalarında pervasızca ısrar ediyor. Ve bu ülkedeki hapishaneler hem bu sistemin, hem de katl eden devletin, faşist katliamcı kimliğini çok bariz bir şekilde yansıtıyor.
 

Yorumlar 

 
#1 Türkan 08-05-2010 14:02
Evet, ölümün kıyısın da serbest bırakılan, dışarda ölüm hakkı verilen Güler Zere dün yaşamını yitirdi. Kanserle sürdürdüğü savaşa yenik düştü. O cesur, devrimci genç kadın baharın en coşkun zamanında aramızdan ayrıldı.

Bu yaşamın kendisi sistemiyle, yasalarıyla, siyasetiyle, duygusuyla ve her yanıyla haksız bir durum almışsa nefes almanın birkaç yolu vardır.Cesur olmak, onurlu olmak ve arsız olmak. Güler Zere bütün bunları yapmayı başardı.

Güle, güle, Güler Zere baharlar içinde kal.Bu devletin sana ve binlerce tutukluya yaptıkları unutulmayacak.
Alıntı