Kadınların sloganları güvercinin kanadında dans ediyor gibiydi PDF Yazdır e-Posta
Türkan K. tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 21 Kasım 2009 20:09
Bu devletin bu otoriter zihniyeti gözlerimizi bu dünyaya açtığımız andan itibaren, ailede sokakta, okulda fabrikada gözaltında hayatın her alanında ruhumuzu ve bedenimizi teslim aldığı, her geçen gün bizi biraz daha, köleleştirdiği, bütün baskıcı yöntemlerini denedi. Dışarıda topluma tek tip yaşamayı dayatan bu anlayış, sadece düşüncelerinden dolayı demir parmaklıkların arkasına koyduğu, binlerce insanın da düşüncesini, iradesini teslim almak için sürekli katliam yaptı ve katliam senaryoları hazırladılar.
 
 
 F tipi tecridine karşı başlatılan ölüm orucu 60 cı gününe girmişti. Adalet bakanıyla  yapılan hiçbir görüşme sonuç vermedi. Tutukluların en masum en insani talepleri bile kabul edilmedi. Çünkü devlet hazırladığı katliam senaryolarını hayata geçirmek istiyordu.  Bir taraftan ölümün üzerine tek silahları olan bedenleriyle, iradeleriyle barikat kurup, ölüme meydan okuyanlar vardı, diğer tarafta da insanı alçaltmak için leş kargalar gibi aç, ölüm kusanlar vardı. Artık kelimeler anlamını yitirmişti, ölüm cezaevlilerinin koridorlarında kol geziyordu. Yani Ölüm ve zulüm en vahşi en barbar haliyle gelmişti, insanlık eziliyor ve paramparça ediliyordu.
 
Şafak sökerken, sabahın serinliği vuruyordu hapisanelere, Hiç bir ayrım yapmadan herkesi eşit ve aynı derecede ısıtan güneşte doğacaktı. Nato tellerinin kuşatmasında gökyüzüne yükselenduvarlarını, çocuk gülüşüyle süsledikleri havalandırmada tutuklular her günkü gibi güneşin sıcaklığında,volta atacaklardı. Ama olmadı, o gün sıradan bir gün olmadı.Güneşin adaleti, Şafak sökümü ve sabahın serinliği hançerlendi.
 
19 Aralık 2000 de, F tip tecridine karşı ölüm orucunda olan tutukluları, hayata dönüş operasyonu adı altında F Tipi hücrelerine götürmek için devlet düğmeye bastı. Bütün hapishanelerde, zulüm ve katliam makinelerini dört duvar arasındaki savunmasız, silahsız tutukluların üzerine, kimyasalla, yangın bombalarıyla tüm vahşetiyle saldırıya geçti. O gün cezaevlerinde yaşananlar insanın kanını donduruyordu. Sanki savaş vardı. Askeri güç İsraillin, Amerikanın işgal küvetlerini andırıyordu. Binlerce asker, polis, iş makineleri, panzerler, silah sesleri ve atılan gaz bombalarının etkisi sanki bütün İstanbullu sarmış ve bütün göğü kaplamıştı.
 
Dışarıda bu kadar vahşet varken, içerde yaşanan vahşetin boyutunu da düşünmek tahmin etmek insanım diyen herkesin aklının alamayacağı kadar iğrençti. İş makineleriyle duvarlar deliniyor tutuklulara kurşun yağdırılıyor, gaz bombaları atılıyordu.  Bayrampaşa ceza evinde bayanlar koğuşuna atılan gaz bombalarıyla altı tane bayan arkadaş diri, diri yakıldı. Onlarca insan katl edildi direniş dört gün sürdü, tutukluları kepçelerle deldirdikleri duvarlardan ancak çıkarabildiler ve F tipi hücrelerine götürdüler. Ölümün zulmüne, inkârın zincirine, kepçelerin pençesine bütün vahşetine karşı, meydan okuyan bayanların direnişi, marşları, sloganları sanki bir güvercinin kanadında dans ediyor gibiydi. Yani Ölümü rezil etmiş ve meydan okuyorlardı.
 
Yakılanların katledilenlerin çığlıkları duyulmasın diye devlet her zaman yaptığı gibi, medya başta olmak üzere bütün diğer çirkin araçlarını da devreye koydu. Başarılıda oldular bir avuç insanın dışında kimse duymadı bu çığlıkları. O gün o çığlıklar duyulsaydı bu gün F tipi hücrelerinde yüzlerce tutuklu yaşamını yitirmeyecekti. O gün o çığlıklar duyulsaydı bu gün Güler Zere gözlerini kayb etmeyecekti. O gün o çığlıklar duyulsaydı Diyarbekir zindanında on tane tutuklu dövülerek öldürülmeyecekti. Bu haykırışları. İnsanlar duymadılar ama bu insanlık dramına, o gün hapishane duvarları utanıyor, yeraltı hücreleri bağırıyor, gökyüzü ağlıyor, adeta insana, insanlığını hatırlatıyordu.
 
Bu ülkede saryalar, beritanlar dağları deliyor, karanlık ormanlardan geçince, yıldızlar gülüyor, ormanlar aydınlanıyor ve o ışık 19 Aralıkta kalın duvarları deliyordu. Kalın duvarlar arkasındaki hücrelere özgürlüğü ve umudu kadınlar getirecekler. Emperyalizmin lağım suyuna dönüşen ahlak anlayışına onurlu kadınlar tükürecekler. İkiyüzlülüğün, riyakârlığın itirafın ve yalanın bir gün yeryüzünden yok olacağı, tüm çirkinliklerden arınmış, dünyada ve bu ülkede çocuk gülüşlü güzellikleri iradeli ve onurlu kadınlar getirecekler.
Kadınlar Türk devletinin insanlığa karşı işlediği suçları insanlığın utancı olarak bir gün tarihin çöplüğüne koyacaklardır.
 
 

Yorumlar 

 
#1 Türkan 19-12-2009 11:07
Bu gün 19aralık,9 yıl önceydi 21 hapishaneye ölüm mangaları çökmüştü, Aralıktı zemheriydi yağmur tanelerine kan sıçramıştı, kandı, zulümdü, ölümdü. Gaz bulutları kaplamıştı göğün mavisini. Ölümler, işkenceler, bombalar, tecavüzler olanca vahşetiyle parçalıyordu bedenleri.

Ama onlar inadına büyütüler sevgiyi ve umudu yangınların ortasında günebakanlar gibi çevirdiler yüzlerini güneşe.

Ölüm orucunda olan tutuklular her birinin bir kardelen misali, bir alev topuna dönüşen direniş külleri savruluyordu havaya, uçurtmalar bir düşün peşinde sallanıyor gibiydi. İnadına büyütüller umudu.
Diri, diri yakılsa da bedenler onlar inadına sarılmışlardı gelincik kızlı düşlerine.
Dağların direngen çağrısıyla kanat çırptılar özgürlüğe, çoğaldı sesleri hep birlikte özgür yarınlar için. Çoğalmalı ki sesler içimizdeki dağları aşan gelecek yeni günlere aksın zaman.
Alıntı