Kaç şafak nice ölümlere tanıklık etti PDF Yazdır e-Posta
Türkan K. tarafından yazıldı.   
Salı, 05 Ocak 2010 17:00
Sevgilerini kimi zaman ölerek de gösterenler tarihin her döneminde olmuşlardır. İçindeki sevgi ırmağını durdurmayanlar ve sevgilerini ölerek de yaşayanlar hep olacaktır.
 
 
19 Haziran 1953 gecesi Julius ve Ethel Rosenberg lerin idam edilmeden önce çocuklarına yazdıkları, direniş, ayrılık, sevgi ve özlemle dolup taşan bu mektuptaki gibi. İdamdan birkaç saat önce yazılmış bu mektup, Ethel rosenberg, bu kocaman yürekli insanlar inançları ve sevgileri için tecrit koşullarında ölümü beklerken, bir direniş öyküsü yaratıyorlar.
  
Bu mektup bize Yaşamaya değer özgür, adil, eşit bir dünya için sevgi, ölüm kadar güçlü diye haykıran, yaşadıkları ve yaşamakta oldukları onca şeye rağmen sevgi ve özgürlük özlemini anlatıyor. Bu kahramanlıklar bize insanların düşünceleri ve doğruları için nelere katlanabileceğini anlatılıyor. Pas tutmuş düzene inat doğayı temizleyen tertemiz ırmaklar, özgür gelecek günler gibi devrimcinin saf, masum kişiliği, gözlerimizde sevgiyi akıtırcasına yeşil sarmaşıklar gibi duruşunu anlatıyor.
 
Sevgileri için ölenler, kül rengi sevdalarıyla, bahara kardeş, utkuya ortak, aşkı acısı, incinmeyle karışmış gelincikler, umudu besleyen kardelenlerdir. Nar ağaçlarından sarkan, pembe, turuncu, kırmızı, yeşil, her rengi içinde barındıran tomurcuklardır. Ya da ipeksi bembeyaz bir tülbent gibi gökyüzünü önüne almış güneşin sıcaklığıyla sarmalamış beşikteki bebeklerdir. Gestemerde de ardı sıra dizilmiş buğday tarlasında ki başaklardır.
 
‘’Sevgili yavrularım, biricik çocuklarım,
Daha bu sabah bir arada olacakmışız gibi görünüyordu bunun gerçekleşmeyeceğini anladığım şu anda, bildiğim her şeyi size öğretme isteği ile çırpınıyorum. Ne yazık ki birkaç sade sözcük yazabiliyorum.
Gerisini- tıpkı benim yaşamımın bana öğrettiği-kendi yaşamınız size öğretecektir.
Başlangıçta elbette çok üzüleceksiniz,acı çekeceksiniz..Şunu bilmelisiniz ki yaşamımızın sonunun yavaş,yavaş yaklaştığı şu saatlerde bile hayatın yaşamaya değer olduğuna inancımız celladı yenecek büyüklüktedir.Yaşamlarınız size de,iyi şeylerin kötüler arasında gelişmeyeceğini öğretmelidir.özgürlük ve yaşamı değerli kılan şeyler kimi zaman çok pahalıya satın alınır.Lekesiz olduğumuzu unutmayın:Ve unutmayın ki uygarlığın yaşamak için öldürmek gerekmediğini öğretecek kadar gelişmediğini çok iyi anlamış bulunuyoruz :bayrağı başkalarına teslim etiğimiz inancıyla içimiz rahat bu nedenden dolayı sizin de içiniz rahat olmalıdır.
Yaşamlarımızı sizinle bir arada tamamlamak mutluluğuna, bu büyük, korkunç sevince varmayı çok isterdik. Bu son dakikalarda baban yanımda size yüreğini ve yüreğinin içinde biricik çocuklarına karşı duyduğu bütün sevgiyi yoluyor. Suçsuz olduğumuzu ve vicdanımıza hiçbir zaman ihanet etmediğimizi sakın unutmayın. Size sımsıkı sarılıyor bütün gücümüzle sizi sımsıkı öpüyoruz.’’
 
Nasıl yürüdünüz  bir şafak vakti dar ağacına, dar ağacınız  nasıldı, boynunuzdaki yaftalara kim bilir neler yazıldı, o anda neler yaptınız, kaç tane yıldız kaydı, güneşin ilk ışıkları yüzünüzü ısıttı mı ,son kez çarpan yüreğiniz bir kuş sesiyle ürper dimi, yada çılgın  bir rüzgar saçlarınızı okşadı mı.Yaşadığınız bütün zamanlar şu anda gözlerimin yolculuğunda ilerliyor, gökyüzüne yükselirken bir martının kanatlarına takılıyor, dışarıdaki yağmurun sesi köydeki evimizin saclarına damlarken, çıkardığı ses, insanı yepyeni bir güçle inanca, sevgiye sarılmaya,suskunluk zincirlerini kırmaya,özgürlüğe ve gerçeğin yüzüne dimdik bakmaya direnmeye götürüyor.
 
Bir gün güneş sıcaklığıyla özgürlüğü getirecek avuçlarımın içine. Düşen yıldızlar gidenleri damıtsa da yüreğime, ben kınalı bir taşın üzerinde çiçekli bir anux kümesinin yanında, şerevdin dağlarının zirvelerine bakarak, geleceğe dair güzel düşler kurarak kuzularıma eftelya türküsünü mırıldana cam. Dupduru umutlarımı koynuma doldurup sizin ışığınızın aydınlattığı asma bahçelerinden çocukların zafer halaylarını seyrede cem.
 
Yaşamını gençliğini umudunu özgürlüğe ve mücadeleye adayanlar, karanlığı ve çürütmeyi aşıp insani kılan, insanileştirenlere dünü,bu günü,yaşamı yeniden yaratanlara, Kürdistan dağlarından, filistine, meksikadan, nepale, venezuala’dan kolombiya ya selam olsun.
Sevgiyi, acıyı umuda dönüştürmek adına çıktığınız bu yolculukta direnişinizle ölümü defalarca bozguna uğratan sizler, Etheller juliusler, denizler, gurbetler, songüller, mazlumlar, chalar ve daha niceleri nar ağaçlarının altında, ölüme dost olanlara inat idam sehpalarını tekmelediğinizi izletip, ölümsüzlük bayrağını taşırken, varsın ölüm, zulüm ve ayrılık kendini avutsun….
 
Bu yazıyı cıcıloya, bütün öksüz çocuklara atfı ediyorum.
 
Türkan
 
 

Yorumlar 

 
#1 Şengül 18-01-2010 16:39
Kötü günün arkadaşı bu mektubu ağlayarak okudum çok duygulandım.yazılarını çok beğeniyorum sen yazınca ben türkiyede yaşamamışım diyorum .bu siteye baktığımdan beri eskiden kürtlere ve başka şeylere baktığım gibi artık bakmıyorum fikirlerim değişti bu siteden çok şey öğrendim .bu site hep olsun sende hep yaz güzel arkadaşım sevgiler sevgiler sevgiler
Alıntı